Şubat 22, 2011

Mmm, Anladım ki...


Ey okur!

Birdenbire olan şeyleri sever misin? Ben seviyorum! Evet bu sabah karar verdim, kesin seviyorum. Plan hayattır zannetmiştim ben senelerce, değilmiş! Hem iş, sürprizin gelip kafana toslamasını beklemek de değil. Koparıp alacaksın sürprizini elinlen. Dün yaptım ben. Aklıma esti, lank diye "Hadi gel!" dedim birine. Akşamımın gündemi değişti sonra. Hatta belki de, "akşamın gündemi", baştan beri çok yanlış bir şeydi.

"Bu haftanın gündemi"
"Bu ayın gündemi"

Kışlarımın,yazlarımın, baharlarımın böyle devam etmesine karar verdim bu sabah. Planı zorunlu hâller dışında (bkz. doktora tezim. bzzt!) artık kendime "Haydi, ne istiyorsun şimdi?" sürprizleri yapıcam. Yapılması gerekenler zaten yapılıyor da, arda kalan zamanın "Aaaah, ah neden başka bir şey yapamıyorum"la geçip gitmesi dert oluyor insana. Bu hafta sonu uzun zamandan sonra ilk defa iki gün ardarda film izlemiş olmak bile beni kendime getirdi. Nereye gitmiştim kendimden, Allahtan ki çok uzağa değil.

Ve'l hâsıl-ı kelam:

Ah çok güzel kafam bugün!
Kafama güzellikler getiren düşünceler içindeyim.
Güzel bir şey, kafamda iyi kalpli tilkiler.
Cin fikirle iyi kalbi birleştirmek neden daha evvel akıl edilmedi?

Şubat 20, 2011

Bu Klibi İzlemiş Miydin Ey İnsan?

Aşağıdaki klip Tori Amos'un imiş. Şöyle bir yol izledim keşif sürecinde:

1. Adım: facebook'ta bir arkadaşım Tori Amos'un bir videosunu paylaşmış. İzlemedim ama şarkıyı dinledim. O sırada başka bir şeyle uğraşıyor idim. Müthiş cahil bir kimseyim ben. Tori Amos'u duymuşum, öyle birkaç şarkısı kulağıma çalınmış, adlarını dahi bilmem. O kadar. Merak ettim, sesi bi güzel geldi. "Kimmiş la bu?" sorusundan hareketle Google kapısına koştum.

2. Adım: Google araması. Oradan ekşisözlüğe. (Ben bu sözlüğün adını bitişik yazmayı seviyorum nedense.)

3. Adım: Ekşisözlükte okudum biraz hakkında bir şeyler. Bir entryde China şarkısının klibinde taştan piyano yapıldığı yazıyordu, merak ettim, bakayım dedim.

4. Adım: Youtube gezintisi. China'nın klibini izledim, pek beğenmedim. Ama kadının sesi güzel. Yan tarafta rastgele önerilen videolar arasında bunu buldum işte! "A sorta fairytale". İngilizcem pek iyi değil ama bu "sorta" muhtemelen "sort of"un kısaltması filandır. öyle ise eğer hakkaten "Bir Nev-i Peri Masalı" demek oluyor şarkının adı. Belki soracaksın sevgili okurum, "Neden yolculuğun diğer durağı herhangi bir İngilizce-Türkçe sözlük olmuyor?" diye. Ama öyle kolay mı, ya bu demek değilse? =)

Haydi bakalım, iyi seyirler!

Not: Bu "Piyanist"teki adam değil mi yauğ?

Edit: Cesaret ettim, evet. "Sorta" öyle demekmiş. Hatta şarkı için ekşisözlüğe yazılan ilk entryde şarkının adını benle aynı şekilde çevirmişler. Misal, "Bir Tür/Çeşit Peri Masalı" da demiş olabilirlerdi. olamaaaaaaaz mı, olabiliiiir!

Şubat 19, 2011

Güzel Bir Filmmişsin Sen "Copie Conforme"


"Aslı Gibidir" adıyla ülkemizde gösterime giren, Juliette Binoche hanımefendinin başrolünde bulunduğu, zaten dikkatimi de bu vesileyle çeken bir film bu.

Ekşisözlükte hakkında yazanlar Binoche'un oyunculuğunu epey övmüşlerdi, ben de katılıyorum buna. Ama filmin bunun dışına pek de bir numarası olmadığını söylemeye gelen yorumlar vardı. Orada bir duruyorum işte.

Bir kere filmin el attığı, anlatmaya yeltendiği "şey" itibariyle bile tebriği hak ettiğini düşünüyorum ben. Neidr o "şey", ifadesi güç biraz galiba.

Başta, sıradan bir entel filmi geliyor gibi oluyor, doğru. Bir yazar, konferansta. Ama yönetmen bunun sıradan bir entel filmi olmaktan uzak olduğunu yavaş yavaş gösteriyor bize, iş ki biraz şans verelim, izlemeye devam edelim. Yazarın cep telefonunun çalması, üstelik açıp konuşması o sözde "ciddiyeti" dağıtıyor. Zaten ilerledikçe görüyoruz ki bu adam "Eğlen kardeşim, ölücez, bu kadar da ciddiye almamak lazım gerçek denen, toplum denen şeyleri" modunda bir kişi.

Tabii, filmi anlatmayayım burada ama söylemek zorunda olduğum şeyler var. Yazarın kitabının adı "Copie Conform", "aslı gibi olan kopya". Bir okuru, ki hatunun hem orijinal hem de kopya eserler sattığı bir dükkanı vardır, bir şekilde bir buluşma ayarlar ve görüşürler. "orijinal" ve "kopya" kavramları üstüne konuşurlarken garip bir durum ortaya çıkar. İşte filmin anlatmaya yeltendiği ilgi çekici olan "şey" budur.Oturdukları bir cafede, cafe sahibi onları karı koca sanır ve birkaç soru sorar kadına. Kadın da hemen bir oyunun içine "atlar", sanki beklediği budur. Adam da yavaş yavaş içine çekilir bu oyunun. Filmin sonunda "Tak" diye gerçeğe düşene kadar devam ederler. 15 yıllık bir evlilik uydururlar. Anılar uydururlar. kavga ederler hiç yaşanmamaış kırgınlıklar için. Şimdi al bakalım ey okur: "Neden iki koca insan böyle bir şey yapıyor? Deli mi bunlar?". Ve tabii, kaçınılmaz olan: "Böyle bir oyuna cesaretin olur muydu?".

Filmin "orijinal" ve "kopya" kavramları üstüne tartışmayla açılması boşa değil. "Gerçek" ve "taklit" hemen yanlarına ilişiveriyor bu kavramların. Şimdi bu bağlamda çok çok yaratıcı bulduğum bir planı göstereceğim sana sevgili okur, ben şeettim bizzat. Yazar ve kadın yeni tanıştıklarında, kadının dükkanında. Kadın epey heyecanlıdır ve az evvel oğlunun yanında gördüğümüz hâli gibi, yani "kendisi" gibi değildir adamın yanında. Çok heyecanlıdır, telaşlıdır. Bu kendi gibi olmayış, "kopya" kavramıyla üstüste oturtulur ve diyaloglarını aşağıdaki gibi izleriz; adam ve kadının bir aynaya yansımış olan görüntüsü-"kendisi" değil.

Bir de, yazarın bir "Fars şairden" diyerek kullandığı birifadeye bayıldım. Zaten o da bundan büyülenmemek elde mi, diyor: "Garden of leaflessness": Yapraksızlık bahçesi / yapraksızlığın bahçesi. Halbuki altyazıda "yapraksız bahçe" diye çevirmişler, umarım herkes dikkat etmiştir buna. Çünkü kaybediyor anlamını öyle dersek. Gugıl amcaya sordum, net bir yanıt alamadım ama, "yapraksızlık bahçesi" ifadesi Ali Şeriati ile beraber anılmıştı bir yerde. Onun mudur, bir yerde aktarmış filan mıdır, yazık ki bilemedim. Ama olsun, güzellik güzelliktir.

Bu Abbas Kiarostami kimmiş, varayım bakınayım. "Aslı Gibidir", tavsiye olunur.


"Garden of leaflessness": yapraksızlık bahçesi.

Şubat 18, 2011

Gelmek İçin Aklımı Seçen Birkaç Şey: Sevgili Yol Arkadaşım Hakkında


Bu akşam üzeri, bir insan üzerine pek ziyade düşündüm sevgili okur. Hayatımın bu yirmi sekizinci yılına kadar kimseye kendisi kadar yakın olmadığım bu insanın bahsi geçtikçe "yol arkadaşı" ifadesini kullanmıştım evvelce. Kendisi yolumdadır, doğru. Güzel bir benzetme duymuştum birinden, "Çekil yolumdan" dediğinde gidemeyecek kişidir doğru kişi; zira o zaten kendi yolundadır. Yolların kesişmesi. Alejandro Gonzalez Innaritu'nun şu pek sevdiği mefhum. Evet, bu güzel akşamın üzeri, ben biraz bunlara filan kafa yordum.

Her insan yalnız doğmuştur dünyaya, yalnız da ölecektir. Değil mi? Evet. Ama "yakınlık" diye bir şey var. Yalnız olmanın karşıtı olmayan, yalnızlığın cazibesini sallamaya hiç çabalamadan kendi cazibesini yaratan bir şey. Bir göze en fazla ne kadar yakından bakılabileceği, ne leziz bir mevzudur hakkında konuşulacak. Yoo, konuşulacak değil, düşünülecek!

Yakınlık denen şeyin en şahane hediyesi de ortak kodlar. Senden ve ondan başkasına herhangi bir manaya gelmeyecek kelimeler, bakışlar, mimikler. İşte anlamayacağın bir liste sevgili okur. "Kim bilir bilmediğimiz ne manalar aldı kullandığımız kelimeler, demek ki sandığımızdan daha büyük bu dünya" demek için yazdım bunları. Sevgilerimle.

Major tom.
Tedirgin kirpi.
Moda.
"Dur dur dur, tam anlamadım".
Söğütlüçeşme.
Tren.
Eskişehir.
İsmet özel.
Tekila.
Kaplumbağa.
Barton fink.
Vincent malloy.
"Gel buraya Vincent, konuşacaklarımız var"
Let me kiss you.
The letter.
"Allah iyilerle karşılaştırsın".
Cv.
Yüce. =)
7/4.
"Orda çerkes mi herkes?".
"Gördünnü?"
"Aldılar mı?"
Kırmızı balon.
Ug ug.
"Hindistan cevizi alalım mı?"
Ayraç.
Kabak tatlısı.
Bir poşet kurşunkalem.

Bir gün bu listenin yüz katı cebimizde, gülmekten ölücez olan bitene. Biliyorum.

Şubat 14, 2011

Alice Harikalar Diyarında

Tim Burton'ın kitabı okuyup okumadığı konusunda şüpheye düşüren filmi dün izledim. Üzgünüm ey insan! Alice'i bir yaratıkla savaşırken görmek uyuz etti beniğ!

Bak sana ne buldum fakat. Annie Leibovitz'in "Alice in Wonderland Editorial" başlıklı çalışmasından fotoğraflar, tamamı bu mudur emin değilim. Hımm, bir de, Vouge dergisi içinmiş bunlar.






Kaynak: http://blog.kimberleychan.com/?p=426